İran Gezi Notları 13 –Yeşilin ve Özgürlüğün Şehri; Şiraz


‘Şah is my penis! and

Khomeini is my ass!’

Meczup  görünümlü amca böyle dedi. Eyvah amca başımıza iş açacaksın!

Kerim Han kalesinin yanında bir müze var diye duyduk. Müzelerden pek hazzetmesem de gitmeye yeltendik. Cuma gününün İran’da tatil olduğunu unutacak derecede gaflet halindeydik ki ancak müzenin kapısında fark ettik. Fakat bu gafletimiz bize çok daha kıymetli bir şey görmemizi sağladı, bir değişik insanla tanıştık. Ve yazımın girişindeki argo içerikli cümleler onun ağzından döküldü. İngilizce konuştuğu için sansürleme gereği duymadım. Çünkü yabancı dilde küfür, küfür değil, espridir. İnsan anadilinde küfür etmeli, edecekse eğer. Bu amca, ah ismini not etmeyi unutmuşum. Çok ilginç birisiydi. Bir çok dilde konuşabiliyordu; İngilizce, Almanca, Hintçe, biraz Fransızca ve doğal olarak Farsça. Ekibimizde yeterince dil çeşitliliği olduğu için amcayı çevire çevire faklı dillerde sohbet ettik. Ta ki İngilizceye gelene kadar. İngilizce olarak İran’ın geçmiş ve güncel siyasetini konuşuyorduk. Şah ve Humeyni’den hangisini kendisine daha yakın bulduğunu soruyordum ki yukarıdaki argo cümleler döküldü ağzından. Biraz yumuşatarak Türkçe’ye çevirsem abes olmaz umarım:

shah khomeini

”Şah pipimdir

Humeyni  popomdur”

Şuraya kocaman bir biiiip koyuyorum. Eğer hata yaptıysam beni affedin. Bu arada meczup amca rahatsız olmadan konuşsun diye fotoğrafını çekmedik.
Onun yerine netten şöyle bir görsel ile iktifa ediyoruz. Çok mu politik olduk;

Şiraz hakkında konuşacak şeyler bitmiyor. Bugün Şiraz’ın özgür havasından girip, yeşil bahçelerinde biraz soluklanıp, en nihayetinde Sadi Şirazi’nin huzurunda da manevi gıdamızı almaya çalışacağız.

İran’da özelikle bazı şehirlerde kadınların daha rahat kıyafetler giydiği gözlenir. Galiba rahatlık konusunda Şiraz en üst sırada geliyor. Özgürlükler şehri diyorlardı. Ondan sonra Reşt şehrini sayabilirim. En mezhebi şehirleri ise; Meşhed ve Yazd diye sıralarım kendimce.

Şiraz’da saçlarının bir kısmı açık olan kadınların sayısı bir hayli fazla. Ayrıca yüzlerinde de oldukça fazla makyaj olduğu gözlemlenir. Hatta İran geneli için şöyle bir tespit de yapılabilir; benzin fiyatlarına oranla makyaj malzemelerinin o denli pahalı olmasına rağmen en çok makyaj malzemesi satılan ülkelerden biridir İran.

Şarap şehridir Şiraz. Meşhur bağlarından yapılan şaraplar tüm dünyada büyük bir üne sahiptir. Ancak biraz ironik yanı bu üretilen şaraplar yalnızca yurt dışına gönderilip yurt içinde satılması kesinlikle yasaktır. Ancak İran’ın gizli yeraltı eğlence dünyasında tüketildiği iddia edilmektedir. Biz görmedik yalan söylemeyeyim.

deakin-estate-shiraz-new1

Özgürlükler şehri demişken buyurun özgürlüğün rengi olan yeşilden bahsedelim. Şiraz şehrinin yeşil mekanlarından, yeşil tonlarından. Şiraz’da 2. günün ikinci yarısından sonra ne yapılır, ne yaptık:

Cihannüma Bahçesi (JehanNama Garden);

Cihannüma kelimesi Osmanlıcada da kullanılır. ‘Atlas’ kelimesi için Osmanlıcada genellikle ‘cihannüma’ kelimesi kullanılır. Kelime olarak ‘dünyayı gösteren’ demektir.

Hafız‘ın kabrine yakın olan bu bahçe dünyanın en eski bahçelerindendir. Şiraz’daki bir çok şeyde olduğu gibi bu bahçede de Zend Hanedanı Kerim Hanın payı büyüktür.

DSC_0367

Şimdi siz Cihannüma bahçesinde oturup dinlenirken ben size Zend Hanedanlığından ve Kerim Ha’dan bahsedeceğim.

Zend Hanedanı ve Kerim Han

Karim-Khanİran tarihiyle biraz ilgili olanlar bilirler ki İran’da Safeviler bir kaç hanedanlıktan oluşan bir süreçtir. Galiba her Safevi Hanedanlığı da kendisine farklı bir başkent seçmiştir. Bu yüzden ülkenin dört bir yanına yayılmış tarihi başkentleri mevcut. Tebriz, Rey, Kaşan, İsfahan, Şiraz… Bu İran’ın en sevdiğim yönlerinden birisidir.  İşte Şiraz’ı başkent yapan ise Zend Hanedanıdır.  Şiraz’ı Şiraz yapan demeyeceğim çünkü Şiraz’ı Şiraz yapan 13. ve 14. yüzyılda yaşayan Sadi ve Hafızdır.  Ancak Zend hanedanının da Şiraz üzerinde çok büyük bir etkisi vardır.

Kürt-Türk karışımı bir aileden olan Afşar Hanedanı Nadir Şah’dan sonra yönetimi tamamen Kürt olan Zend Hanedanı devralmıştır. Kerim Han Zend  İran Lek Kürtlerindendirler. Zend aşireti günümüzde de varlığını koruyup İran’ın en büyük Kürt aşiretlerindendir.  Ülke yönetimini devralan Kerim Han Zend  ülkenin başkentini Meşhed‘den Şiraz’a taşımıştır. Böyle başlamış güzel şehrin pay-ı tahtlık serüveni.

Ancak tuhaf bir durum var Meşhed Şehri’nin Nadir Şah’ı sahiplendiği kadar sahiplenmemiş Şiraz şehri Kerim Han’ı. Kerim Han’ın Kürt olmasından mıdır acaba. Yok canım, olsa olsa Şiraz’da bir daha ön plana çıkan hafız ve Sadi olduğundandır. Yoksa bana göre Safevilerin en güzel en insancıl handanı Zend’dir.

İşte bu oturduğunuz Cihannüma Bahçesi de Zend döneminden kalma bir bahçesidir. Bu bahçeyi bulmak için ‘Bağ-e Cehan-noma’ diye sorarsınız.

İrem Bağları:

Hey durun, daha bağlar yeşillikler bitmedi. Size dünyanın ve ahiretin en ünlü bağına, bahçesine götüreceğim: Bağ-e Eram, nam-ı diğer İrem Bahçeleri.

Türk edebiyatında da sıkça geçen meşhur İrem Bağları da Şiraz’dadır.

Kur’anı Kerim’de kıssası geçen İrem Bağları…. Hani Hud Aleyhisselama asi olup helak olan Ud kavminin İrem bağları bunlar…

İçerisinde de güzel bir bahçe bulunmaktadır. Ekstra övmeme hacet yoktur. İrem bağları işte.

a

Şöyle kenarından kendimi de göstereyim reklam olsun….

İrem Bağının balıklarından da göstereyim:

DSC_0707

İrem bağlarının ortasında yer alan ufak göletlerde bu şekilde balıklar var…

Ve Sadi Şirazi’nin Şehri Şiraz:

DSC_0659

Hafız’ı öve öve anlattık. Şimdi Şehrin öteki göz nurunu aynı minval üzerine nasıl anlatırız onu düşünelim. Güzel bir tevafuk oldu, Şiraz’ı anlatmaya Hafız ile başladık ve şimdi Sadi ile bitiriyoruz. Her ikisi de candır. Her ikisi de Osmanlı da okullarda okutulmuştur. Bizim kültürümüze de o denli girmişlerdir. Sadi Hafız’dan yaklaşık 100 yıl önce Mevlana ile aynı dönemde yaşamıştır. Sadi Şirazi, Mevlana ile karşılaşmış mıdır, onu bilmiyorum ama bu dönem yaşamak istediğim ikinci bir tarih sahnesidir. 

Aramgah-e Sadi denen Sadi Şirazi’nin kabrinin olduğu yer Şiraz şehrinin kenarındaki bir mahallededir. Hafız’ın kabrinin olduğu mühite, Hafıziyeh’ye nispetle burası pek mütevazidir.  Sadinin kabri Kanat diye isimlendirilen bir suyun geçtiği pek sakin bir yerdedir. Müthiş bir sükunet veren bir yerdir burası. Ziyaretçi sayısı Hafız’a oranla biraz daha azdır ancak onun da kabrini her daim boş bulmak mümkün değildir. 

Şehir Merkezinden buraya otobüsler gelmektedir. Ekstra taksi tutmak gerekmez.

Farsçada atasözü gibi kullanılan şu sözü Necip Fazıl’a ilham olmuştur

Yek katre hun est ve hezar endişe

(İnsan bir damla kan, bin endişe)

DSC_0631

Sadi’nin kabrinde ağlayan bir becceh (çocuk). Sadi’yi ziyareti tamamlamış artık mekandan çıkmak için hazırlanan ailesini hırçınlaşarak protesto ediyor. Taki yabancı gözlerin onun üzerinde olduğunu fark edene kadar.

Aşka uçma kanatların yanar. (sadi şirazi) ..
Aşka uçmadıktan sonra kanatlar neye yarar? (hz. mevlana) 
Aşka vardıktan sonra kanadı kim arar? (yunus emre)

DSC_0641

“Sevgisiz bakınca Yusuf bile çirkindir.
Şeytana aşkla bakınca onu melek sanırsın.”

-Sadî Şirazî

DSC_0337

Paykan: 

Paykan İran’ın şirin yanıdır. Modernizmin çirkin parlaklığına bir başkaldırıdır. İran görsel amorfluğuyla şahane uyum içinde olan imge. Bizim Hacı Murat’ımızın daha sahiplenmiş şekli….

DSC_0339

Şiraz sokaklarında da avare avare dolaşın. Emin olun ki müzeleri gezmekten kat be kat iyidir. Dünyanın her yerinde müzeler aynıdır. Çıktığında kafanda bir yığın bulanık materyal hayali kalır. Halbuki bir şehrin sokağında 15 dk. kaldığında o şehirde yaşamış olursun. Yani o şehri bilmiş olursun. Siz de öyle yapın e mi…

“bulut, âb-ı hayat yağdırsa, yine de söğüt ağacından bir yemiş yiyemezsin. çünkü söğüt ağacının meyvesi yoktur. (kalp gözleri âmâ olmuş) alçak ve bozuk tabiatlı kimse ile vakit geçirme. çünkü hasır kamışından şeker yiyemezsin.”

Sâdî-i Şirazî

DSC_0400 (2)

Sonra bir fırına gidin taze İran ekmeği alın. Henüz tatsız modern usüllere geçilmeyen bir yöntemle yapılan ateş ekmeği. Yan bakkaldan da peynir domates aldığınızda İrem bağları size en güzel restaurant olur…DSC_0411 (2)

Şiraz’da küçük ve değişik bir cami. İsmini not etmeyi unut muşum….

DSC_0444

İrem Bağlarında yer alan yapı bir hayli iddialı mimariye sahiptir..

DSC_0457 (2)

Kerim Han Kalesinin cephesinden bir güzel detay… Hangi savaşı tasvir ettiği hakkında bir fikrim yok. Belki Afaşar – Zend çekişmesidir anlattığı, ama emin değilim.

DSC_0472

Şiraz Halıları…. İran’da halıları meşhur epeyce bir yer var. Bunlardan birisi de Şirazdır. Önceki yazımda da bahsettiğim göçebe Kaşkay ve Kürt aşiretleri şahane halılara sahiptirler. Şiraz çarşısından bakmak mümkündür.

DSC_0664

Şiraz’da bir el işçiliği süsleme yöntemi… İslam dünyasında Art Neuveau Avrupa’dan 600-700 yıl önce Divriği Ulu Camii ve Endülüs El-Hamra Sarayı ile başlamıştır. Ve anlaşılan Avrupalıların erken tükettiği bu akımı İslam dünyası yıllarca devam ettirecektir.

DSC_0732

Vekil Camiinden bir detay… Galiba bu yukarıdaki tezimi ispatlar niteliktedir… Süsleme budur. Budur art.

DSC_0737

Yine Vekil Cami sütunları. Daha İslami bir forma sahipler…

DSC_0672

Sadi’nin kabrindeki dokular hakeza şahanedir… Aşağıda Sadi’nin giriş kapısı;

DSC_0657

Ve Şimdi Sadi’nin naatlarından birini dinleyerek Şiraz’ı bir süreliğine geri dönmek üzere terk ediyoruz. Persepolis’e gidip döneceğiz.

Not: Bundan sonraki yazılarımın mail olarak gelmesi için sitenin sağ üst köşesindeki kutucuğa mailinizi yazıp gelen maili onaylamanız gerekmektedir. Diğer İran notlarım içinse:

İran Gezi Kitabım

İran Seçimleri ve ‘Sar Omad Zemestan’


Sessiz sedasız bir İran seçimi geçti. Reformist aday Rohani toplam oyların %50′den fazlasını alarak ilk turdan seçilmeyi başardı. Halbuki önceki seçim pek gündem olmuştu Türkiye’de ve tüm dünyada. Reformcu cephe önceki seçimde hile yapıldığını düşünerek sokaklara çıkmıştı. Halbuki şimdi çoğu kişi sadece zaferi kutlamak için sokakta. Bir de renkler değişti; geçen sefer protesto-isyanın rengi yeşilken, bu sefer zafer-kutlamaların rengi mor.
idvsBxqNfVhY
Amacım İran siyasetinden bahsetmek değil, sadece bir güzel şarkı dinletmek istiyorum size. Onun için bir bahane arıyordum..Bir önceki İran seçimlerinden sonra yükselen özgürlük hareketinin simgeleştirdiği muhteşem şarkı bu, komşunun çav bellası.:
Sar Omad Zemestan (Başımıza Kış Geldi)
1979 yilinda iran devrimi zamaninda bir marksist grup olan Fedayien Khalgh‘in populer hale getirdigi devrim sarkisi.. Muziği aslında eski bir Ermeni aşk şarkına ait ama Farsça sözler daha sonra yazılmış… Çok kişi tarafından söylenmiş, birçoğu da pek hoş olmuş… Aşağıda Türkçe çeviri sözlerini de okuduktan sonra müziği dinleyebilirsiniz. Bu arada çeviriyi ben yapmadım, bir ekşisözlük’ten bir arkadaşım benden önce uğraşmıştı onunkini kullanayım dedim. Sağolsun….

Kış bitti.. Bahar geldi..
Güneş bir kırmızı çiçek gibi yine doğdu
Gece kaçtı..

Dağlar lalelerle kaplandı..
Yaşıyor laleler..
Dağlara gün ışığı ekiyorlar..
Çiçek çiçek.. çiçek çiçek..

Onun kalbi dağlarda atıyor..
Ekmek ve çiçekler getiriyor ve koruyacak..

Kalbinde bir yıldız ormanı taşıyor..
Dudaklarına bir ışık tebessümü..
Kalbi coşkunun alevleriyle dolu..
Sesi bahar, hatirasi isik ormaninda bir geyik gibi..

Buyurun şimdi müziğimizi dinleyelim. (Oynatma listesidir, ekranın içinde 7 farklı video var. Hepsine bakmayı unutmayın)——————-

Beni bu şarkıyla ilk tanıştıran Banu cana da özel teşekkürler…

twitter.com/cinorek

İran Gezi Notları 12 – İran’ın Kültür Başkenti; Şiraz


Şiraz’da Hafız ile meşkten sonra neler yaptık, şimdi onları madde madde sayacağım. Nerelere gittik, kimlerle dans ettik, siz neleri görmelisiniz, buyurun şu kapıdan giriyoruz;

Dervaz-ul Kur’an: ‘Kur’an Kapısı’ denen bu yer doğu cihetinden Şiraz’ın giriş kapısıdır. Yazd şehrinden Şiraz’a gelirken bu kapıdan geçmiştik. Büyük düzlükleri geçtikten sonra 2 tepe çıkar karşınıza, bu iki tepe arasından giriş yaptığınızda bu kapı ile karşılaşırsınız. Onu geçtiğinizde Şiraz bütün ihtişamı ile önünüzde olur, doyumsuz bir tablo gibi. Her şehrin böyle bir giriş kapısı olmalıdır. Her şehrin giriş kapısının ardında böyle bir şehir manzarası olmalıdır. Ve çölden gelen adam şehre giriş yapmalıdır buradan. Girerken de Yasin Şerifteki tasviri canlandırmalı; ‘bir adam girdi şehre koşarak…’ . Evet evet bir adamın şehre hakiki manada giriş yapabilmesi için o şehrin bir kapısı olmalıdır. Çöl ile medineyi ayırmalıdır bu kapı. Böyle bir kapıdır Dervaz-e Kuran.

DSC_0370

Bizim isabetli hareketimizde olduğu gibi siz de buraya akşam vakti gidersiniz, gitmelisiniz. Gündüz vakitleri sadece bir şehrin girişi kapısıdır. halbuki akşam güneş elveda dedikten sonra daha fazlasını verir size.

İran’da parklara, yeşil alanlara ailecek gitmek çok yaygındır. Doluşurlar buldukları tüm güzel yerlere, yanlarında bazen nargileleri bazen piknik malzemeleri olarak. Özellikle eğer bir Cuma akşamıysa böyle yerlerde iğne atsanız yere düşmez. Ve hatırlıyorum o gün Şiraz Cuma Mescidinde cuma namazı kılınmıştı.

Eğer hazırlıksız gitmişseniz Dervaz-i Kur’an’a endişe etmenize gerek yok orada güzel kebapçılar da var, nargileciler de. O akşam,Hafız’ı ziyaret ettikten sonra Dervaz’ül Kur’an’da Kubide Kebaptan da yedik. Kubide bizim Adana kebabımızın bir benzeridir.  Lezzeti ise; biz ortadoğu insanı galiba biliyoruz bu işi…:) Yalnız eğer kebabın yanında pilav söylerseniz lütfen pilavın biraz az olmasını belirtin, yoksa çok fazla pilav getiriyorlar. İsraf olmasın yoksulluk çekiyor ekseri insaniyet.

Kebap sefamızdan sonra nargilelerimizi alıp biz de Dervaz’da kendimize bir yer bulduk, Şiraz’ı intizar edebileceğimiz bir yer…

CSC_0378

Nargilemizi yudumlarken yanımızdaki ailenin kızı nargile ateşini sallıyordu. Sonra fark ettim güzel bir cümbüşmüş… Bir zamanlar ateşi kutsal sayanların şehrinde bir kız çocuğu ateş ile dans ediyor. Şehrin bir dili olsa o kız çocuğuna anlatacağı çok masalı olurdu. Belki de vardır. Belki de odur bu dansın kaynağı. Evet bu şehirde ateş ile dans etmeli insan. Şehir öyle öğütlüyor çünkü.

Gecenin içlerine doğru zaman akarken insanlar eğlencelerine devam ediyorlardı Dervaz ul Kur’an’da. Biz tekrar şehrin içerisine dönmek için ayrıldık oradan.

Ayrılırken içimde güzel bir istek depreşti. Dervazul Kur’an’ın yanındaki küçük dağa çıkıp Şiraz şehrini en tepeden izlemek istiyordum. Ama olmadı. Ekip üşendik, vakit de geçti. Bir uktedir içimde bir dahaki sefere artık. Kısmetse tabi.

Şehrin merkezinde de bir şeyler olmuştu, belliydi. Evet şehrin en merkezi caddesinde çoğunluğu Afgan göçmenlerin yaptığı bir sokak pazarı kurulmuştu. Yine göçmen eşyalar satmaktaydılar; Afgan göçmenler Çin malı göçmen ürünler pazarlamaktaydılar. Kalabalık cadde boyunca yürüdük. Bazı Afganlarla sohbet ettik, hikayelerini dinledik. Malum sınır-kaçış hikayeleri…

Sonra otelimize döndük. Uyuduk. Gün döndü sabah oldu. Hayatının bir kısmını Şiraz’da geçirmekle müşerref olduk. Gurur  doldu içimize. Pencereye çıktım. Şiraz’a baktım. Kendiliğinden bir Ah çekmişim. O ah orada kaldı. yani bir yanım Şiraz’da artık.

Şiraz’daki ikinci günümüzde nerelere gittik;

Kerim Han Kalesi:

DSC_0356

Şiraz’ın merkezindeki,  bir kaleden çok büyük duvarları olan bir binaya benzeyen bu tarihi eseri görmeye gittik. Kale hakkında ansiklopedik bilgi istiyorsanız;

18. yüzyıl Zend Hanedanlığından kalma bir yapıdır. Tamamı tuğladan yapılma bir kaledir. Kalenin burçları ve duvarlarının bir kısmı gözle görülür bir şekilde eğridir. Dediğim gibi şehrin orta yerindeki bu yapı isminin aksine bir kale değil Kerim Khan’ın özel ikametgahı imiş. İçerisinde harika bir bahçe mevcut. Çeşit çeşit meyve ağaçlarıyla özellikle portakal ağaçlarıyla güzel Şiraz’ın ortasında başka bir cennettir. Kalenin içerisinde bahçeden başka, banyo, dinlenme odaları gibi başka mekanlar da mevcut. İçerisinde İran’ın bölgesel kıyafetlerinin ve kültürlerinin sergilendiği bir sergi salonu da mevcuttur. Duvar süslemelerine de ekstra artı not vermek gerekir.

IMG_7922

Şehrin merkezinde olduğu için bulunması kolaydır. Lakin eğer bulmakta zorlanırsanız, Arg-e Karim Khan diye sorarsanız size yardımcı olurlar.

Şiraz Dondurması: 

Gittiğimizde orada keşfettik; İran’da Şiraz dondurması meşhurmuş. Ve en güzel dondurmacılar da Kerim Han kalesinin arkasında baştan başa dondurmacıların olduğu sokaktadır. Ayrıca sıcaktan bunaldığınız zaman Şiraz’da oldukça sevilen Feluda‘yı da deneyebilirsiniz. Feluda (Farsça da Paluda denirken yabancılar Feluda diyorlar), nişasta ve buz karışımına limon suyu dökülerek yapılan bir tatlı. Bir çeşit dondurma da denebilir. Kesinlikle denenmelidir. Ferahlık verir

71443059

Göçebe Qaşkay Aşiretleri:

İran’ın bir çok yerine yayılmış göçebe Kürt, Türk, Beluci aşiretler var. Her bir aşiretin kendine göre ayırt edici yönleri vardır. Her biri kıyafetleri ile, dokudukları kilimlerle bir diğerinden ayrılır. Mesela ilgilisi bir halının Kaşkay halısı mı Şekak halısı mı olduğunu çok rahat anlar. İran devleti de Türkiye’nin aynı durum karşısında sergilediği korkak tavrın aksine bu farklılıklarına sahip çıkmış ve sergilemiştir. Günümüzde İran’da bir çok müzede yerel kıyafetler, yerel zenginlikler çok rahatça sergileniyor. Mesela Kerim Han kalesinde İranın kadın kıyafetleri sergisi vardı. Bir kıyafetin tanıtımında ‘Horasan Kürt Kadını Kıyafeti’ yazarken, hemen yanında Azeri Şahseven kadınının kıyafeti duruyordu. Kelhor Kürtlerinin kıyafetleri (Kermanşah)

IMG_1921

Şiraz’dayken Kaşkay Türk göçebelerine dair şeyler de görme şansımız oldu. Orada olduğumuz günlerde Kerim Han kalesinin yanına Kaşkayların mahalli festival çadırı kurulmuştu. Bir şekilde Kaşkay kültürü tanıtılmaktaydı. Kaşkaylar Şiraz’a yakın yerlerde yaşayan yazları Kürt ve Lor aşiretleriyle beraber Zagros yaylalarına çıkan bir Türk boyudur. Dilleri tatlı bir Azeri versiyonudur.

Ben Kaşkayların avazlarına aşığım. Hossein Hamidi’nin Kaşkay türkülerinden oluşan albümünü haftalarca dinlediğimi hatırlıyorum. Eğer yazının tamamını okuyup bir de çayımı içerseniz size Hossein Haimidi’den bir Kaşkay avazı da dinletirim.

Şimdi Kaşkay çadırına giriyoruz. Meydanda kaşkay atıyla bir tur, kaşkay devesiyle 2 tur atıyoruz:

DSC_0458 (2)

Kerim Han şehrin merkezinde olduğu için ve otelimize yakın olduğu için şimdilik gidiyoruz ama yine geleceğiz, dondurmalardan tekrar yemeliyiz…

Sonraki dorağımız:

Vekil Pazarı:

Önceki gezi notlarımda bastıra bastıra söylediğim gibi İran’ın en güzel çarşısı Şiraz Çarşısı, yani Vekil Pazarı’dır. Aslında biz en kötü vakitte gitmiştik. Normal vakitlerde daha harikadır. Bir tatil gününe denk gelmişti bizimkisi, İranlıların tatil günü olan Cuma günüydü. O yüzden pek sakindi. Dükkanların bir kısmı kapalıydı.

IMG_8069

Vekil Pazarı da kalede olduğu gibi Zend hanedanı kerim han döneminden kalmadır.  Pazar’ın içindeki bir hamam, Kerim Han’ın özel hamamı olarak yapılmış. Günümüzde geleneksel bir çay evi ve restoran haline dönüştürülmüş. Bu restoranda akşam yemekleri açık büfe olarak veriliyor ve Klasik İran müziğini içeren canlı müzik bulunuyor.

Şiraz çarşısından alınabilecek en güzel hediyelerden biri; Divan-e Hafız. Hep kütüphanemin en güzel yerlerinden birini işgal edecek.

DSC_0764

Çarşının o kadar sakin olmasının sebebi Cuma namazı vaktiydi.  Cuma mescidi de hemen çarşının yanındaydı. Daha önce anlatmış mıydım bilmiyorum İran’da Cuma namazları her şehirde sadece bir camide kılınıyor. Ve bu camiye Cuma mescidi deniyor. O gün Şiraz’da Cuma namazı kalabalığını görme şansımız da oldu. Cuma namazı sonrası Cuma mescidinin karşısındaki, Şiilerce önemli sayılan bir yapıya bakmamız tavsiye edildi.

Şah-e Çerağ Türbesi

Şiiliğin en önemli imamlarından İmam Rıza’nın (kabrini Meşhed‘de ziyaret ettiğimiz imam) öz kardeşi için yapılmış bir türbedir. ‘Çerağ’, ışık demektir Farsça’da. Böylece ismi ‘Işıkların şahı’ anlamındadır. İlginçtir türbe de ismiyle kaim olup içeri girdiğiniz kırık aynalarla yaptıkları dekor insana ışık huzmesi etkisi yapıyor. Türbenin iç duvarlarının tamamı binlerce kırık ayna ile süslenmiş. Kırık aynalarla süsleme İran’da çok yaygındır. Bu yapıyı görene kadar öteki örnekler hiç hoşuma gitmemişti. Ancak Şah-e Çerağ türbesinde çok uyumlu olmuş.

IMG_7908

Türbenin dış kubbesi Türkiye’de pek örneği olmayan genellikle İran ve Hindistan mimarisine özgü olan kubbedir.  İran camilerinin çoğunda bu kubbe şekli görülür.  Yapı bir ibadet mekanı olduğu için girişi ücretsizdir. Ancak fotoğraf çekme hususunda ve giyim kuşamda ihtimam gösterilmesi gerekir. kadınların türbenin içerisine girerken İranlıların çador dediği siyah çarşaftan giymeleri gerekir.   Türbeden çıktığınız vakit türbenin geniş bahçesinde bir vakit oturup gelen Şii mezhebi inananlarını seyretmeniz etkileyici olur. Duygulanıp ağlayan insanlar göreceksiniz.  Çok mistik bir havadır.

snc00013

Böylece İran geneline yayılmış İmam Rıza ailesinin büyük bir kısmını ziyaret etmiş oluyoruz. Galiba Şii inancının en önemli ritüellerini gerçekleştirmiş olduk.

Şimdi tekrar Vekil Pazarına dönüp aynı isimle var olan çok önemli bir camiyi göreceğiz:

Vekil Cami:

Cami hakkında Zafer Bozkaya’nın kitabından şöyle biraz teknik bilgi verelim;

1773 yılında Zend’li Kerim Han tarafından yapılmış olan bu cami, kralın ihtişam sergileme hevesinin bir ifadesi olmuştur. İran camilerindeki geleneksel dört eyvan yerine, burada çok güzel düzenlenmiş iki büyük avlu inşa edilmiş. İç avlu, harika çini işlemeli kameriye ve sundurmalarla çevrelenmiş. Caminin mihrab bölümü tamamen mozaik işlenmiş ve her biri tek parça taştan kesilmiş 48 sütunla desteklenmiş bir kubbenin altındadır. 

14 basamaklı ve tek parça bloktan yapılmış mermer mimber, iç düzenlemeyi tamamlıyor. Caminin 1773 yılında yapılmış olmasına karşın özellikle çiçek desenli çini işlemelerin çoğu daha sonra Kacar döneminde yapılmış. Cami, iki büyük depremi atlattıktan sonra halen ayakta kalabilmiş sağlam bir yapı olarak dikkati çekiyor. Camiye giriş için 1.500 Tümen ödemeniz gerekiyor. Hemen yanında Şiraz Bazaar (kapalı çarşı) var.

IMG_8059

Şimdi yazımı burada bırakıp size söz verdiğim Kaşkay müziğini dinleteceğim.

Ve beraberinde çaylar: Dinlerken sohbet de edebiliriz.

Not: Bundan sonraki yazılarımın mail olarak gelmesi için sitenin sağ üst köşesindeki kutucuğa mailinizi yazıp gelen maili onaylamanız gerekmektedir. Diğer İran notlarım içinse:

İran Gezi Kitabım

Alternatif Protesto Önerisi 1


if they dont repair the roads just do it

 

Bir süre önce bir Doğu Avrupa ülkesinde gerçekleştirilen bir protesto. Yoldaki bozuklukları düzeltmeyen yönetime karşı geliştirilen hareketin sloganı:

Eğer Onlar Yolları Düzeltmezse Bundan Deneyiniz’ 

Çok güzel bir düşünce. Yoldaki çatlaklara işlev vermiş oluyorlar. Bir fidan veya bir çiçek; bir koca isyan.

Buradan alternatif bir Gezi Parkı protestosu geliştirilebilir.

Eylemin yönünü milliyetçi şovdan biraz daha yeşil protestoya çevirirsek daha tatlı olur kanımca. Tabi Kemalist ergenler müsaade ederlerse. Malum sadece yakıp yıkmaya odaklanmış deli dana gibiler şu an.

twitter.com/cinorek

Bayrak Yakmak & Bayrak Satmak


image_6

Birilerinin bayrak yaktığı haberi geldiğinde kıçı al-beyaz olan, kafasından dumanlar fışkıran sen kudsiyyet havuzunda yüzen cühela-ül kübera!

Sorarım sana, şunlardan hangisi seni daha çok boğaya çevirir:

Bayrak yakmak mı?

Bayrak satmak mı?

‘Bayrak yakmak’, değil mi. Çünkü bayrak kutsaldır. Yakanı sen de yakarsın değil mi. Çünkü sana öyle öğretildi. Vatan millet dendi. Uğruna ölmek dendi. Senin kuru kafan da bundan öteye ulaşamadığı için sen orada kaldın. Bütün alıcıların bayrak yakanı yakmağa odaklandı. Bayrak yakan bir Kürt bir Arap aradın, üzerine yürümek için. Ama çok az yem buldun kendine. Ve aç köpek, pardon aç bozkurt gibi etrafta dolandın.

Be hey akılsız! O kafatasın birazcık beyin ihtiva etseydi biraz daha çok yem bulurdun kendine. Linç edecek adam arıyordun değil mi? Bak etrafına, bayrağı yakmaktan beter ediyorlar bugün!

Bayrağı bir çorap gibi sokakta satıyorlar. Senin uluhiyet atfedip tapındığın bayrağını sokakta sadece 5 Liraya satıyorlar. Yanında da tişörtler. Akşam Mustafa Kemal’in askeri, hasılatını hesaplıyor: 112 tişört sattım, 124 bayrak sattım; bugün iyi kazandık be ! Senin uğruna kavga ettiğin bayrağı 5 liraya satıyor, bir çorap gibi, basit bir mal gibi. Alan da onunla yemleniyor leş yiyen it gibi. Çünkü bayrak menfaat sağlıyor. Çünkü en çok sömürülen şeydir bayrak. Kutsallık bahane,bayrağın verdiği linç gücü şahane.

 

‘Halk Tv Ekranlarında Bayrak Paketi: 59 TL’
Bayrakları bayrak yapan terzilerdir. Kıymetini milletin kanlarındaki asil kanın şiddeti belirler. Bugünlerde 59 Liraymış…

……

Kızgın adam dışındakilere mesaj:

Bayrak yakılmamalı.

Bayrak satılmamalı.

Bayrak hiç olmamalı.

Dünyanın bütün halkları birleşin, bayrakları yakmadan ve satmadan tekstil atölyelerine iade edin.

twitter.com/cinorek

Bu Kış Devrim Gelecek


Haydi biraz devrim şaşırtmacası yapalım.  Sana devrim, Komşuya devrim, Dosta devrim, Düşmana devrim….Tahrir’de devrim…Gezi Parkı’nda devrim…Azadi Meydanında devrim…. Solcuya devrim… Irkçı Kemaliste devrim…

Ve devrim hülyasındakilere komşudan bir devrim gazı: Sar Omad Zemestan. Başımıza kış geldi… İran seçimlerinden sonra yükselen özgürlük hareketinin simgeleştirdiği muhteşem şarkı. Komşunun Çav Bella’sı. Serin olsun gazınız.

twitter.com/cinorek

 

 

Şehrin Ölümü; Zeytinburnu Yaratıkları, Gezi Parkı, 3. Köprü…


Şair yıllar önce bakın nasıl anlatmış şehrin ölümünü. Üstelik şehri öldürenlerin pek sevdiği bir şairdir o. Şehir an be an ölüyor, biz ölüyoruz…:

Duvarlar çıkıyor önüme
Şehrin mahpus yüklü duvarları
Hiçbir sır kalmamış ardında hiçbir duvarın
Nereye gitti diyorum benim elbisem nerede
Şehir soyunmuş diyor biri
Şehrin elbisesini çalmışlar
Bütün şehir çöküyor yüzünde bir insanın
Şehir boğuluyor içinde insanların kan gibi bir sesle
Mor bir kabus çöküyor üstümüze
Parkta son ağaç da ölüyor intiharı hatırlatan bir ölümle

gezi3
Veda çizgisi 
Kalabalık toplanıyor büyük meydanlara 
———————— Aşka veda 
İnsanlar geçiyor yollardan 
———————— İnanca veda 
Şehir kapanıyor içine 
———————— Toprağa veda 
Dolaşıyor bir heykelin taştan eli üstlerinde insanların 
Kuşlar göç ediyorlar bulutlar göç ediyorlar 
Yüzünde son gülümseme kaybolurken çocukların 
———————— İnsana veda 
gezi-parkı-slogan
Bir gezgin adam 
Bir adam belki de en çok bir rüzgardır şimdi 
Sisli yabancı gölge gibi gezgin bir rüzgar 
gezi2Şehri bir yabancı gibi dolaşıyor 
Şehrin mabetleri bir bir tükeniyor 
Başlıyor içinde sonsuz susuzluk 
Avuçların içi terliyor. 
Kaos 
Kirli yollar kapansın sular akmasın deniz 
sığmasın kabına 
Gün batmasın aydınlatsın yüzlerde 
umutsuz mahkumluğu 
Makineler çalışsın taşlar yarılsın ortalarından 
Anneler ağlamasın çocuklar gülmesin 
Gök çöksün toprak başkaldırsın su sussun 
Ağaçlar durmasın bütün saatler dursun 
Durmasın ulu rüzgar şehri göklere savursun. 
Durum 
Makinalar bir elin baş parmağını çarmıha geriyorlar 
gezi4Akıl bir akreptir intihara hazır. 
Anı 
Bizim ellerimiz vardı şimdi onlar nerede 
Kadife gibi okşardık çocuk yüzlerini şimdi onlar nerede 
Şehirde evler olurdu sıcak odaları olurdu evlerin 
Sığınacak yatakları olurdu bu bizim yatağımız derdik 
Bayram günleri donanırdık su gibi yumuşardı 
yüreklerimiz 
Camilere dolardık tüm olmaya ererdik 
Biz vardık şimdi o biz nerede. 
Bitiş 
O en öksüz köşesine sığındığımız yalnızlığın 
Yalnızlığın teselli çiçekleri üstümüze 
Göçen son kuşların sedef gagalarından dökülür 
Şehir bir mahşer gibi içimizde ölür. 1968
İstanbul
Ve Şehrin Kurbanlıkları;”Kurbanlıklar süslenirdi…”

Barfi! (2012) – Anurag Basu


Ben de Barfi gibi susacağım. Bu film hakkında cümle kurmayacağım.

Kelimelere gerek yokmuş. 151 dk. Cümle kurmadan bir destan anlattı Barfi. Biz de susarak çok şey anlatabiliriz.

En azından şunu anlatabiliriz: Aşkın Dile İhtiyacı Yoktur.

——-

 

 

Kamışlo’ya Varıncaya Kadar Bimeş Bimeş


Jan Axin – Keçikê Bimeş bimeş 

Jan Axin  Batman’lı bir Kürt Rock müziği sanatçısıdır. Bir diğer ünlü Kürtçe Rock müziği grubu Hivron da Batman’lıdır. Bu açıdan bakıldığında belki de Batman Kürtçe Rock müziğinin yeşerdiği yer olma yolundadır.

Jan Axin’in çok sevdiğim bir parçasıdır Keçike Bımeş. 4-5 yıl önce ilk çıktığında epeyce bir popülerlik kazanmıştı. Bajar isimli albümü içerisinde yer alıyor bu parça. Bugünlerde yeniden dinledim, dinledik. Ve Türkçeye çevirisi Kürtçesi kadar etkileyici olmasa da Türkçeye çevirmeye de çalıştık. (Çeviride yardımlarından dolayı hasseten Halko Malko’ya teşekkür)

Keçikê bimeş bimeş        (Yürü kız, yürü)
Xulama wan çavê reş   (O kara gözlerinin kölesi olduğum)
Delalê bimeş bimeş       (Yürü güzel, yürü)
Xulama wî kenê xweş   ( O güzel gülüşünün kölesi olduğum)
Ramusanekê bide min  (Bir öpücük ver bana)
Tê bêje min sehet xweş (‘Sıhhatler olsun’ de bana)

Min bang kir wê xweşkokê (O güzele seslendim)
Şêrînê şemamokê    (Tatlıya,  kavuna )
Fîstanê wê dirêj e    (Fistanı uzundur)
Encax digihê ser çokê  (Anca diz üstüne varır)
Digihê ser kambokê    (Kambok(?)’un üzerine yetişir)
Encax digihê ser çokê  (Anca diz üstüne varır)
Ji wê de hatîye heleb’ ê  (Öteden gelmiş Haleb’e)
Heta bigihê qamîşlokê   (Kamışlo’ya (varana)varıncaya kadar…)

Şarkı biterken kendiliğinden Halep’e, Kamışlo’ya gitti. Tuhaf bir şekilde etkileyici buldum orasını. Bil vesile Halep’ten Kamışlo’ya bir Rojava haritası çizmiş oldu.

(Şemamok: yenilmeyen ancak hoş kokulu ve küçük bir cins kavun)

(Kambok: Anlamını bilen birisi yazabilir mi?)

twitter.com/cinorek

Lütfen Bayım, Telefondakine Kızar mısınız.


Sabahın henüz erken bir vakti. Evlerinden işe gitmek için henüz çıkmamış işçiler ve memurlar. Uykum kaçmış bulamıyorum, evde yok . Giyinip erkenden işe gitmek için dışarı çıkıyorum, bir de kayıp uykumu aramak için. Tüm sokaklar ıp ıssız. Bir kaç kedi çöpleri karıştırıyor köşede. Onların gayrı mahlukat derin bir uykudadır. Birazdan gün biraz daha aydınlanacak. Ufacık çocuklar sistemin saçma döngüsü icabı okul yollarını tutacaklar. Kimisinin gözleri kapalı olacak. Kimisi ayaklarını yerlere sürüyerek yürüyecek.

Yürüye yürüye çalıştığım ofise yakın bir sokağa geliyorum. Bir adam var sokağın öte yanında öfkeyle birisine bir şey anlatıyor. Ancak görünürde kimseler yok. Deli midir acaba, kim bilir belki gizli görevden.Adam beni görüyor. İrkiliyorum. Çünkü adam öfkeyle bana doğru koşuyor. Ellerimden ayaklarımdan hayati sıvım akmamaya başlıyor. Yıllardır çözdüğüm bulmacalar bana hep o hayati sıvının ismini sorarken, onun görevini yapmaması durumunu es geçmişlerdi.

Gözlerimi kapatıyorum.

Sokak… Kediler… Grilik.. Ve adam…

Kaderime teslim olmaya karar veriyorum o kısa an içinde. Mekan içinde mekan aralayıp kaçmak istiyorum sonra, veya yarattığım mekanda sonsuza kadar hapsolmak. Yaklaşıyor adımlar… Öfkeli haykırışlar da yaklaşıyor. Ben ise zihnimi tüm kuvvetimle zorluyorum beni başka bir yere ışınlasın diye. Sonra, sonra ani bir sessizlik oluyor. Başarıyorum galiba. Işınlanmayı bulan adam, diye mırıldanıyor bilinçaltım.  Sonra sessizlik oluyor, ve bir ses yükseliyor radyo dalgası gibi. Biraz hışıltılı ancak anlaşılır bir tonda:

” Nerede olduğunu tarif eder misin… Kimseler yok mu oralarda…” diyor hışıltılı ses.

” Be.. ben.. Kimsiniz.. ” diyorum bütün iletişim sistemim çökmüş vaziyette.

Muhatabım beni duymamış olacak ki devam ediyor konuşmaya:

” Kimse yok mu oralarda, telefonu ver bakalım yerini tarif etsin…”

Gözlerimi açıyorum, sokaktaki adam telefonu kulağıma tutmuş, elleriyle hararetli hararetli nerede olduğumuzu telefondakine anlatmamı istiyor…

Gün ağarırken ben bunu yaşadım.

Sonra tekrar sokak ıssızlaştı. Ben ıssızlaştım…

lonely-street-1-mirko-chessari

Fotoğraf: Mirko Cessari

Yazı : Amir Cinorek

İran Gezi Notları 11 – Aşkın ve Hafız’ın Şehri Şiraz


’Ben bu şehrin yerlisi değilim.

Şu an neden burada olduğumdan da emin değilim.

Yıllar önceydi.

Üniversite yıllarımdı, İran’ın en büyük şehirlerinden birinde, İsfahan’da üniversite okuyordum; bilgisayar mühendisliği.

Bir kız vardı, aşıktım.

Ama ben çok kapalı biriydim. Hiçbir zaman kendimi ifade etmedim, edemedim.

Dert oldu.

Geçen yıllar, beni bana düşman etti bu yüzden. 

Sevdiğim kız benim sevgimden bihaber üniversiteden hemen sonra evlendi.

Ben bittim.

Ben hayata küstüm.

Yıllar geçti, şu an 34 yaşındayım. Yaklaşık 13 yıl geçmiş. Bir haber aldım. Ve bugün memleketim Loristan’dan buraya geldim, geçmişi düzeltme şansı doğurabilecek bu haberin peşinden; duydum ki sevdiğim mutlu değilmiş evli olduğu adam ile. Ama ne yapacağımı da halen bilmiyorum…

Hafız’ın ziyaretgah’ını mı sormuştunuz, galiba birlikte gitmeliyiz belki bana da bir yol gösterirsiniz. Yoksa bu şehirde avare avare kafayı yemem an meselesi. ‘’

Şiraz’da karşılaştığımız Mecnun yukarıdaki lafları İngilizce-Farsça karışımı bir lisanla yaparken ben onun hakkında bir kitap yazılmasını hayal ediyordum. Şiraz’ı düşünüyordum. Aşkı, şiiri, tarihi tasavvur ediyordum. Bir de elimdeki namaz taşından manalar çıkarıyordum.

DSC_0336

Gezi defterimin Şiraz’dan bahseden sayfalarına  Hafız Şirazi’den bir dörtlük veya Sadi Şirazi’den bir hikaye ile başlamayı düşündüm başta. Ama daha sonra bizzat müşahade ettiğim modern çağın hafızlarından birinden yukarıdaki hikayeyi hatırlayınca… Galiba Hafız ve Sadi halen o topraklarda yaşıyorlar, onlardan bahsetmeli dedim….

Şimdi bu şehirden afili cümleler ile bahsetmek lazımdır. Ama gel gör ki bu şehir ile ilgili yaşadığım o yoğun duyguları cümlelere nasıl dökeceğimi kestiremiyorum. Aciz kalıyorum Şiraz’ın ihtişamına karşı. Benim nazarımdan İran’ın en güzel yeri Şiraz’dır. Halbuki çoğu kişi ısrarla İsfahan’ı savunur.  Şiraz bir bütün olarak her yönden doyurucudur. Eksiksiz bir lezzettir… Aşktır. Şiirdir. Tarihtir. En güzeli ŞEHİRdir Şiraz… O kadar çok şey varki Şiraz’a dair, ben Şiraz notlarımı iki üç başlık altında paylaşmayı düşünüyorum.
Bugünkü yazımı Hafız’ın izinde Şiraz’daki aşk izlerine ayırdım. Aşk konuşacağız bugün.

Şiraz’a Yazd şehrinden 6 saat yolculuk yaparak geldik. Bir gece yolculuğuydu.Yol boyunca Hafız’ın Şiraz’lı güzelini tasavvur eyledik. Sabah erkenden İran’ın bu güzel şehrindeydik. 

J - Şiraz

İmdi evvela Hafız’dan şu kısmı okuyarak, hatta ezberleyerek başlamalı sohbete. :
2wlvi34اگر آن ترک شيرازی به دست آرد دل ما را
به خال هندويش بخشم سمرقند و بخارا را

/eger an turki şirazi be dest ared dili ma ra /
/be hale hinduyeş bahşem semerkand u buhara ra/

”O Şirazlı Türk (güzel) bize iltifat eder, gönlümüzü alır, aşkımızı kabul eylerse

Onun siyah benine Semerkand’i de bağışlarız, Buhara’yı da”

Gazelin devamını şuradan okuyabilirsiniz. İçinde Türk kelimesi geçtiği için özellikle Türk kökenliler tarafından pek sevilen bir şiirdir. Bu şiire tarih boyunca bir çok cevap niteliğinde şiirler yazılmıştır. Araştırılırsa tadına doyum olmaz. Günümüzde halen Şiraz’ın batı tarafına düşen kırsal alanlarda göçebe Kaşkay Türkleri yaşamaktadır. Bu şiir insana onların kokusunu da hissettirir.

Şiraz’a dair cümleler kurarken Hafız’dan da Sadi’den de bolca konuşacağız, konuşmalıyız.

Ama şimdi önce şehre yerleşmeliyiz. Şiraz’a gitmeden önce gerek harita üzerinden yaptığımız tahliller gerekse okuduğumuz rehber kitabımızdan konaklayabileceğimiz en uygun yeri saptadık.

Şiraz’da Kalınacak Yer:

Şiraz’daki Şüheda Meydanı ve bu meydan boyunca ilerleyen cadde Şiraz’ın en merkezi yeri olup, şehrin tamamına ulaşabilmek babından kalmak için uygundur.

Biz de bu cadde üzerinde Istıghlale Hotel‘de iki günlük yer ayırttık. Günlüğü kişi başı 5. 000 Tümen (yani 8 Lira gibi bir rakam). Evvelül kelam otelimize not da verelim: 10 üzerinden 8.5; Küçük ve tatlı bir yer.  Gayet samimi bir otel yetkilimiz vardı. İki gün sonra otelden ayrılırken aramızda bayağı bir samimiyet bağı olduğunu fark etmiştik.

Sonra, otelimiz dünyanın diğer bir ucundan Koreli iki aşığı da ağırlıyordu. Bu da kompozisyonumu tamamlayacak olan diğer bir parçaydı. İki Koreli genç sevgili dünya turuna çıkmışlardı ve o günlerde onlar da Şiraz’da Hafız’da kendilerini bulmaya çalışıyorlardı.  Teni güneşte yanmış çekik gözlü kıza ne güzel yakışmıştı örtünmek…. Neden bir fotoğraflarını çekmeyi düşünmemiştim ki. anlattıkları hikayelerine iliştirebileceğimiz bir görsel olurdu…

Şiraz’da aşk devam ediyordu….

Hafız’ın dizine gittik. Bir akşam üzeriydi. Hafıziyeh derler Hafız’ın kabrinin olduğu yere. Şiraz’ın ortasından bir dere geçer. Kaldığımız otel bir tarafında Hafıziyeh öteki tarafındaydı derenin….

DSC_0682

Hafıziyeh:

Burayı galiba Yahya Kemal BEYATLI’nın şiiri ile tasvir etmeliyim. Zira ben şair değilim, olur ki kelamım Hafız’ı anlatmakta aciz kalır.

Hafızın kabri olan bahçede bir gül varmış
Yeniden her gün açarmış kanayan rengi ile
Gece bülbül ağaran vakte kadar ağlarmış…
Eski Şirazı hayale yine ahengiyle
 
Ölüm asude bahar ülkesidir bir rinde
Gönül her yerde buhurdan gibi yıllarca tüter
Ve serin serviler altında kalan kabrinde
Her seher bir gül açar her gece bir bülbül öter
(Rindlerin Ölümü)
Yahya Kemal bu mısraları yazarken yanında olmak isterdim. nasıl hissetiğini sormak, onun haline bakmak isterdim.
Ayrıca Münir Nurettin Selçuk’un şu bestesini de dinlemenizi öneriyorum:
İran’lılar Hafız’ı çok seviyorlar. Çok okuyorlar Hafız’ı. Hatta şöyle bir tabir dahi duydum Hafız’ın Divan’ına dair:
‘Hafız’ın Divan’ı Farsçanın Kur’an’ı dır…’

145504821_a537987ed5

Hafız’a dair başka şeyler:

Fal-e Hafız

Tüm Şiraz’da ve özellikle Hafız’ın kabrinin bulunduğu çevrede Hafız usülü fal bakılır. Hafız’ın beyitlerinden kağıda yazılmıştır, bir kuş aracılığıyla Hafızane falınıza bakılır. Kuş hafızın beyitlerinden bir beyit seçer, ve o falınıza yorumlanır.

Şirazlılar bunu sadece bu şekilde yapmazlar. Şiraz’da insanlar bazen toplanıp Hafız’ın kitabının herhangi bir sayfasını açıp, rast geldikleri dizelerden geleceklerini yorumlamaya da çalışırlar.

Tüm İran’da özellikle de Şiraz’da Hafız’a inanılmaz bir sevgi var. Bu denli olduğunu bilmiyordum, açıkcası beklemiyordum. Ben, bizim Konya’daki Mevlana havasında bir ortam olur sanmıştım.

Ama yanılmışım. Mevlana’nın Mesnevi’si Farsça olduğu için Türkiye’de Mevlana  asla anlaşılmıyor. Evet insanlarımızdaki Mevlana bilincinden falan bahsedebiliriz ancak o kadar. İlerisine giden pek az kişi var. Halbuki Şiraz’da herkeste bir Hafız etkisini apaçık görürsünüz. Şiraz’dasınız canınız sıkıldı, sokağın köşesindeki manav amcaya gidin. O sizi Hafız’ın beyitleriyle mest etmesini bilir. Veya sokağın ortasındaki dervişane dilenciye uğrayın.

Kısaca ben Şiraz’ı gördükten sonra, ‘Neden Konya bir Şiraz değil, ve neden Mevlana’yı bir Hafız yapamıyoruz’ diye kendi kendime hayıflanıyorum. İkinci memleketi Konya olan birisi olarak soruyorum;-Konya’da kaç kişinin evinde Mesnevi bulunur. Ve kaç kişi alıp da bu Mesnevi’yi okuyabilecek kıvamdadır. 

Ah Mevlana Ah.. Başımıza iş açacaksın…

DSC_0361

Güneş batmak üzereydi Hafıziyeh’ye gittik. Hafızıyeh’nin önünde güzel çay bahçeleri vardır. Şairin kabrine yakışır şekildedirler. Orada biraz soluklanmak için çay içtik. Sonra usulca şairin dizine doğru yanaştık.

DSC_0691

O gece Hafız’ın aramgahı aşıklarla dolmuştu. Evet basbayağı aşık mahlukat cirit atıyordu kabrin etrafında. Sonra bir aşık kümesi toplandı kabrin baş ucunda. Biz de aşıkların içine tebdili kıyafet dahil olduk. Sükut ettik, kulak verdik sadece aşk dolu hallerine. Aşıklardan biri kelam oldu söylemeye başladı. Hafız’dan beyitler okudu, okudu. Ağlamaklı okudu, sevinçli okudu. Okurken arada bir durup aşıklar topluluğunun içerisinden birinin gözlerine bakıyordu. Hep aynı kişiye bakıyordu. Ben o gece orada Hafız’ın Divanı’nı okuyan kızın gözlerinden aşk parıltısını gördüm. Aynı parıltıyı Loristan’lı mühendisin gözlerinde de görmüştüm, yine Şiraz’da.

Orada kabrinden dayanamayıp Hafız’ın kalkacağını sandım. Kim dayanır bu hale. Ama sonra dediler ki Hafız’ın kabri her vakit aşıklarla doludur. Alışıktır Hafız böyle ağırlamalara.

DSC_0399 (2)

Hafız-i Şirazi’yi çok abarttığımı düşünüyorsanız size şöyle tarihsel bir iki detay daha vereyim;

- Faust’un yazarı, ünlü Alman şair Goethe’nin, son eseri West- östlicher Diwan isimli şiir kitabını kendisinden etkilenerek yazdığı İranlı şairdir Hafız.  Doğu ile ilgisi daha öncelere uzanan Goethe, Hâfız’ın Joseph Von Hammer-Purgstall tarafından manzum olarak Almanca’ya çevirilen Divan’ını okumuş ve adeta Hâfız’a aşık olmuştur. Goethe’nin West-Östlicher Diwan’ı yazması ile birlikte, Hâfız Almanya ve Avrupa’da meşhur olmuştur. Bugün Der Spiegel’in internet sayfasında dahi Hâfız’ın şiirlerinden tercümeler bulmak mümkündür.

- Osmanlı’da Sadi Şirazi ile birlikte Hafız Şirazi sürekli olarak okullarda okutulurmuş…

Biraz da biz Hafız okuyalım:

Divane Hafez Flower-500x500döner yine kenân’a kaybolan yûsuf, üzülme
üzüntüler kulübesi gül bahçesi olur bir gün, üzülme

iyileşir durumun ey gam çeken gönül kaygılanma
geçer bu çılgınlığın, sakinleşir başın, üzülme

dönmese de felek bizim arzumuzca iki gün
bir kararda kalmaz devran her zaman, üzülme

gelirse ömrün baharı, yine çimenler üstünde
başına gülden şemsiye çekersin ey bülbül, üzülme

ümitsiz olma sakın ha, bilmezsin gaybın sırrını
perde ardında olur gizli oyunlar, üzülme

ka’be aşkıyla çölde yürüyeceksen eğer
batsa da ayağına muğîlân dikeni, üzülme

sevgilinin ayrılığında, rakibin sıkıntısında halimizi
bilir hep halden hale sokan allah üzülme

söküp götürürse de yokluk seli varlık temellerini ey gönül
kaptanın nûh ya, korkma tufandan, üzülme

konak tehlike dolu, hedef çok uzak olsa da
sonu olmayan bir yol yok, üzülme

yoksulluk köşesinde, karanlık gecelerin yalnızlığında hâfız
oldukça virdin dua ve kur’ân üzülme

Ve bitirirken bir sürpriz yapıp İran’ın son devir dahilerinden birini Hafız’la buluşturup size de bir aşıklar divanı kuralım:
Bir çok İran’lı şarkıcı gibi Mohsen Namjo Hafız da Hafız’ın  bazı şiirlerini bestelemiş:
Mohsen Namjo delisini en son paylaşmam iyi oldu, aksi halde koca yazım okunmayacaktı.

Notların Devamı:

İran Gezi Kitabım

——-

Ta Suka Qonya (Konya Şehrine Kadar)


Kafkasya’dan Kayseri’ye… Dersim’den Konya’ya… Maraş’tan Erivan’a… Sürgünlerimiz birer ağıt oldu hep…

sırgun

Zora zora zora, zora     (zorla, zorla, zorla, zor ile)
Ma vetime yi herdanê xora    (kopardılar toprağımızdan)
Zora zora surgın kerdime   (zorla gönderdiler sürgüne)
Ta suka Qonya          (ta konya iline)
Bêjüan heni lal o kherr bime  (sağır, dilsiz)
Bêkes bêwayır bêciran bime  (komşusuz, kimsesiz, bîçare)
Bê sır o bêsıtar teyna mendime (komşusuz, kimsesiz, bîçare)
Se vındime  (nasıl kalabilirdik)

Era tiji mıneta sodıri  (güneşe karşı sabah duasını)
Keremeta kıla adıri   (ateşin kutsallığını)
Xusayısê çhemi munzuri (munzur dağının kederini )
Ayme xo viri (unutmadık asla)
Cirananê nıkay de haştime (tüm insanlıkla barış içinde
Ra o rêçha xo vindi nêkeyme (izlerimizi kaybettirmeden)
Na herdê bımbareki sero şit ra nato eştime  (bu kutsal topraklarda şit’den beri varız)

 

twitter.com/cinorek

 

Çerkes Dramı Üzerine Ağıt


Kafkas dağlarından başlayıp Kayseri’ye ulaşan bir sürgün üzerine bir Çerkes ninenin yaktığı ağıt. Çok hüzünlenerek dinliyorum.  Ara ara facebook sayfamdan da paylaşmıştım. Bugünlerde Çerkes soykırımının yıldönümü münasebetiyle de özel olarak paylaşmış olayım…

Geçen hafta Ermeni dramına ağıt yaktık, bu hafta Çerkesya’ya ağlayacağız…

Kayseri Vogum                                                                           Kayseri Yolunda

Yarallah kayseri vogum                                                        (Ya rabbi kayseri yollarında trenler gidiyor)
Makinehe rek’o                                                                         (Kalbim bana diyor ki geri dönmeyeceksin)
Vu kamukojino sigum kıseoba si ni tu yazı                   (Gözümün nuru)

Yarallah honerina rina…                                                       (Sen dönmezsen deli olurum)
Dele sihujınıba si ni tu yazı                                                   (Dönmesen ben ne olurum)

Yarallah niçepere çeşim                                                        (Ya rabbi bütün gece yıldızları saydım)
Joğeher kasepç                                                                          (Saçımın teli kadar gözyaşı döktüm)
Şıhaçı nelhe pepçi guşe                                                          (Gözümün nuru)
Nepser yeseğehıbe si ni tu yazı

Yarallah si cane fıjer                                                               (Ya rabbi kanat değil elbisemin kolları)
Eşha bıraba                                                                                 (Nasıl uçup geleyim sana)
Sıkabebınevi
Thamer simiebe si ni tu yazı

———–

^ Çevirinin sıralamasını tanıdık kelimelerden yapmaya çalıştım. Çerkesce bilmiyorum, eğer yanlış kısımlar varsa bilen birisi düzeltir mi… ki…

Bu arada anonim parçayı seslendiren Nur Güzelses’tir…

twitter.com/cinorek

‘Kelimeler Olmadan’ Bırak Sana Bakayım


Sin Palabras (Kelimeler Olmadan)  -  Radio Tarifa

Benden uzaklaşma

Bırak sana bakayım

Seni yanımda hissedeyim

Görüyorsun, benden uzaklaşamıyorsun

Beni bırakıp gidemiyorsun

Uyanıyorum ve seni görüyorum,

Benim yanımda ve mutlu göründüğünü hatırlıyorum

Beni izlerken buldum seni

Gözlerini

Kelimeler olmadan

Bakışlar, tebessüm ve her şey…

Yeniden hissediyorum

İnanamazdım, yeniden doğdum, yaşam…

Beni izlerken buldum seni

Gözlerini

Kelimeler olmadan

Bakışlar, tebessüm ve her şey…

Radio Tarifa – Sin Palabras

(Çevirisi Ebru‘dan_ müteşekkiriz…)

[Not: Değerli takipçilerim blog yazılarımın hepsinin paylaşımını facebook sayfamda yapma imkanım olmuyor. Bu yüzden dolayı(mamafih, gel gör ki, sizi seviyoruz ki) tüm blog yazılarımdan e-mail yoluyla haberdar olmak için sayfanın sağ üst köşesindeki 'belalılarımız' kutucuğuna e-mailinizi yazıp, daha sonra mailinize gelecek olan onayı tamamlamanız gerekir... Vesselam..]

Beton Yığını vs. Herbal Life


Beton yığınlarınızı mutsuz etmeye devam ediyoruz… Yeşil savaş halinde.

Beton Yığınları arasında

Haykırdı yaşlı savaşçı; Biz milyonlarca yıllık var olma mücadelemizle sizin beton kütlelerinizi alt etmeye muktediriz….

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 2.034 takipçiye katılın

%d blogcu bunu beğendi: